Mehmet Öz’e uygulanan kolonoskopi sonucu kendisinde kolon kanseri şüphesi doğmuş. Bu durum öğütlediği beslenme biçimini tümden reddetme sebebi olmamalı ancak uzun bir ömür umuduyla “gerçek” lezzetleri ıskalamak, zararlı diye nitelendirilen birçok şeyden -dozunda olmaları koşuluyla- kaçınmak da doğru değil. Yaşam sağlıklı beslenip geçireceğimiz toplam süreyi uzatma gayesiyle tüketilen bir olgu değil. Yaşam; doğumdan ölüme dek geçen zamanda aldığımız keyiflerin yekünü.

Geçen zamanda mutlu olduğumuz anlar, mutsuz olduklarımızla kıyas kabul etmeyecek kadar az. Ve modern dünya bu durumu insanların lehine çevirmeye çalışmak yerine onu bir kalıba sokup şekillendirmeye çalışıyor. Her gün daha fazla yaşamamızı sağlayacak bir besin ya da bir tedavi şekli ortaya çıkıyor. Her yeni öğüt insanı fiziksel açıdan biraz daha dayanıklı yapıyor fakat bir o kadar da keyifsizleştiriyor. İnsan bu tablonun mevcut şekliyle kendisine hayvansal yağlar tüketmekten daha fazla zarar veriyor.

Kısacası; saldım çayıra teslimiyetçiliyle uzun bir ömür isteği arasında dengeli bir ilişki kurmak, keyifli bir yaşamın ilk basamağını oluşturuyor.

(Doktor Öz’e acil şifa dileklerimle).

*

Reklamlar

İş günlerinde saatler 12’ye birkaç dakika kala şirket içi mesajlaşmalar başlar: “bugün nerede yiyeceğiz?” Perşembe günü de bu soruya cevap ararken bir süre önce broşürlerini aldığımız Retro Burger’e gitmeye karar verdik. Retro Burger Gayrettepe’de, Migros ve komşufırın’ın arasında hizmet vermeye başlamış yeni bir hamburgerci. Bulunduğu binanın avlusu etrafındaki bodur yeşillikler sayesinde kendinizi küçük bir bahçe içindeymiş gibi hissedebileceğiniz, beyaz lake masaların ortama ferahlık kattığı bir yer. Mekanın içindeki duvarlara resmedilen Charles Chaplin, Marilyn Monroe ve VW Kafer illüstrasyonları her retro çalışmada görmeye alışık olduğumuz türden sevimli.

Ses mecmuası, ses dergisiRetro’da menüler Ses mecmualarının içinde geliyor. Siparişleri verdikten sonra eski magazin sayfalarını karıştırmak, bugün orta yaşın oldukça üstünde hatta hayata veda etmiş olan birçok ünlünün sansasyonel haberlerini okumak oldukça keyifli. Burgerden önce küçük hasır sepetlerin içinde patates kızartmaları geliyor. Kızartmaya ketçap, mayonez ve hardalın yanı sıra relish, barbekü ve acı sos ile sarımsaklı mayonez, ballı hardal ve retro soslardan istedikleriniz eşlik ediyor. Sosların tamamı ücretsiz. Relish ve retro sos özellikle denenmesi gerekenlerden.

Patates kızartması, sarımsaklı mayonez, ballı hardal, retro sos, relish sos, Coca Cola Zero, Ses dergisiOldukça çıtır kızarmış ve fazla yağ çekmemiş patatesleri atıştırırken burgerler de masaya teşrif ediyor. Burgerlerin tamamı lezzeti briyoş ekmeğine benzeyen yumuşacık ekmeklerle yapılıyor. Mekanda yedi çeşit burger sunuluyor. Kırmızı et tüketmek istemeyenler için hellim, somon ve tavukla hazırlanan üç değişik çeşit mevcut. Sığır etiyle hazırlananlarda ise 100 gramlık bir ve 150 gramlık üç çeşit burger var. Tahmin edeceğiniz üzerine denediğim hamburgerler 150 gram sığır etinden yapılmış olanlar: Teksas, Joker ve Hulk. Hamburger, sığr eti, köfte, ekmek, marul, mayonezHulk, Retro’nun spesiyal burgeri. İçinde 150 gram sığır etinden yapılmış köfte, mortadella, çedar, mantar, beyaz soğan, turşu, domates, marul, mayonez ve ballı hardal var. Benim spesiyalim ise Joker. İçinde yine 150 gramlık köfte ile çedar, soğan, domates, marul, turşu, mayonez ve ballı hardal bulunuyor. Teksas ise en sadesi; köfteye ilaveten soğan, domates, marul, turşu, mayonez ve ballı hardal içeriyor. Burgerlerle yetinmezseniz “Isınma Turları” adı altında atıştırmalıklar mevcut. Kızarmış mozzarella çubukları, soğan halkaları, patates kroket ve sosis sepeti, okyanus lokumu, retro patates ve patates tava gibi kızarmış yiyecekler daha fazla kalori almanıza yardımcı olan lezzetler olarak iş başındalar. Donut ve çikolatalı kek de tatlılar arasında bulunuyor.

Retro Burger, zincir fast-food dükkanlarının iğrenç hamburgerleriyle kıyaslanmayacak kadar güzel lezzetler sunan küçük ve samimi bir işletme. Üstelik fiyatları da oldukça hesaplı, örnekse; menü fiyatları 10-14 lira arasında değişiyor. Retro Burger Yıldız Posta Caddesi numara 32’de.

http://www.retroburger.com.tr/

19 Ağustos Perşembe akşamı önceden duyurduğumuz üzere Zinhan’daydık. Zinhan Restaurant, Ragıp Gümüşpala Caddesi üzerinde, Galata Köprüsü’nün Eminönü tarafının sol ayağında kurulmuş Zindan Han’ın terasında yer almakta. Geniş açılı seyir imkanı sayesinde İstanbul’u süsleyen birçok tarihi yapıyı görebileceğiniz mekan kebaplarını öne çıkarmış bir lokanta, kendi tabirleriyle -yabancıların ilgisini çekmek için olsa gerek- “kebap house”.

Geçmiş yıllarda Ramazan ayında bir lokantada yaşanan iftar telaşını fazla önemsemezdim. Bütün masaların dolu olduğu, müşterilerin sabırsızlıkla akşam ezanını beklediği bir ortamda bazı aksaklıkların yaşanmasını doğal karşılardım. Zaman geçtikçe bu tatlı telaşın yarattığı aksaklığın esasında özensizlik olduğunu hissetmeye başladım. Esnaf lokantaları, mahalle arası kebapçıları gibi işletmelerde düşük kar marjı nedeniyle çalıştırılacak eleman sayısı bellidir. Böyle yerlerde bazı özensizlikler görmezden gelinebilir ancak kalburüstü lokantalarda can sıkıcı oluyor. Zinhan, pek de zengin olmayan menüsüyle hızlı ve düzgün servis beklentisini boşa çıkararak bu konuda sınıfta kalıyor. Kaşığın çorbadan sonra geldiği bir yerde oluşan önyargımın kırılması oldukça güç.

Reçel, bal, hurma, pastırma, zeytin, tulum peyniri, tereyağı, soslu patlıcan ve yoğurtlu semizotundan oluşan iftariyelik (soğuk başlangıçlar) Aksaray’da yer alan birçok kebapçının sunduğundan daha zayıf. Kötü değil, ancak aceleyle hazırlandığı belli olan tabaklardaki yiyeceklerin sunumunu iştah açıcı olarak değerlendirmek doğrusunu söylemek gerekirse zor.

Toros salata olması gerektiğinden fazla ekşi; yeşilliğin içindeki rokanın tadını almakta zorlandım. Kaşık salata da kendisini öne çıkaracak lezzetli domatesten mahrum. Ara sıcak olarak gelen fındık lahmacun gevrek olmaması haricinde fena değil. İçli köftenin dışı ise çok kalın, kıymalı irmik-bulgur pilavı yapılsa bundan daha lezzetli olabilir.

Adana kebap, kuzu şiş, tavuk şiş ve şaşlıktan oluşan karışık ana yemek, altı kişi için iki tabakla sunuldu. Masamız üç kadın ve üç erkeği ihtiva etmek yerine altı erkekten muhtevi olsaydı gelen etler zannediyorum doyurucu olmayacaktı. Ancak etler genel olarak iyi pişmiş ve lezzetliydiler. Tavuk şiş iyi soslanmış, yumuşak. Kuzu eti pek körpe olmasa da güzel, suyunu muhafaza etmiş. Adana kebapta kullanılan et ve kuyruk yağı makineden geçmiş; kuyruğun dokusunu ağzımda hissedemedim ancak acısı yerinde. Şaşlık ise tabakta gelen en lezzetli et. Kekiğin biraz fazla olması dışında iyi marine edilmiş, kararında pişmiş lezzetli bir kebap.

Tatlı tabağı tatlılarda malzemeden çalınmış hissi uyandırıyor. Güllaç neredeyse sadece hamur-süt-gülsuyu kıvamında. İrmik, revani ve kadayıfın şerbeti çok tatlı. Keza şekerpare de öyle. Tatlılarla birlikte gelen karpuz Diyarbakır ve Adana’nın zamanlarının geçmesiyle birlikte sıradan, kavun ise oldukça yavan.

Zinhan ortalama-üstü fiyatları (İftar Menüsü 55 TL) ve olağanüstü diyemeyeceğim yemekleriyle sadece kebapları için tercih edilmeyebilir ancak sunduğu manzarayı izlemekte fayda var, zira zaman geçtikten sonra aklınızda Zinhan’dan kalacak tek şey bu olacak.

http://www.zinhanrestaurant.com/

Anzer Sofrası, Sarıyer’e giderken Hacıosman Yokuşu’nun tam denize indiği noktada sağda yer alıyor. Çok büyük olmamakla beraber, güzel manzaralı terası, samimi ortamı ve ilgili çalışanları ile Karadeniz mutfağının iyi bir temsilcisi. Sıkça gitmekle beraber, ilk kez fikirlerimi kağıda (ekrana mı demek lazım?) döküyorum.

Öncelikle, Anzer Sofrası’na gittiğinizde sizi güleryüzlü ekip karşılayacaktır. Duvarlarda lokanta ile ilgili basında çıkmış yazılar, ziyaret eden çeşitli ünlülerin (başbakanımız dahil) ve grupların fotoğrafları yer alıyor. Koç Üniversitesi’nden gelen grupların fotoğraflarının da yer aldığı özel bir duvar da var. Üst kattaki terasa çıktığınızda ise ferah deniz havası eşliğinde keyifle yemek yiyebilirsiniz.

Anzer Sofrası’nda kullanılan malzemelerin hepsi Karadeniz’in çeşitli yerlerinden geliyor. Ünlü kurufasulyeleri Çayeli’nden, peynir, tereyağ ve balları Doğu Karadeniz yaylalarından, köfteler ise Akçaabat’dan temin ediliyor. Zaten çok geniş bir menüsü olmayan, Karadeniz yemekleri ile özelleşmiş bu mekanda başka bir şey de yemek istemeyeceksiniz. Anzer Sofrası’nda bence denenmesi zorunlu yemekler: Kurufasulye, pilav, mıhlama, laz böreği. Yediklerimizi madde madde aşağıda bulabilirsiniz. Bu sefer bir istisna yapıp, daha önce yemiş olduğum ve beğendiğim yemekleri de listeye ekledim.

Mercimek Çorbası: Anzer Sofrası’nın süzme mercimek çorbası herhangi bir yemeğe başlamak için idealdir. Hem tadı lezzetli, hem de ağız dolduran şekilde yoğundur. Tam sevdiğim gibi koyu kıvamlıdır.
Kara Lahana Çorbası: Bu sefer özellikle değişiklik olsun diye denedim. Çorbadan çok bir yemek kıvamındaydı. Çok fazla lahana vardı, suyu azdı. Ayrıca sanki çok iyi ayıklanmamış gibi, ağzıma çok miktarda sap geldi ve çorba içer gibi olmadı ne yazık ki.
Mıhlama: Her seferinde yediğim bu enfes yemeği bu sefer başka şeyler denemek için yemedim. Ama öncekilerin tadı hala ağzımdadır. Dayımın da favori yemeği olan mıhlama, bol peynirli, bol tereyağlı kıvamı ile; sofraya gelir gelmez soğumaya vakit bile bulamadan biter. Zaten sıcağı makbuldür, mutlaka denenmesi gerekli.
Kuru Fasulye: Bir diğer halk favorisi olan Çayeli fasulyesi, önceden süte yatırılmış büyük büyük taneleri ile, zengin tadlar arayanlar için ideal bir yemek. Bu sefer yediğim porsiyonda fasulyeler, öncekilere göre biraz küçüktü ama tadı nefisti. Ağızda dağılan ve tadı damakta kalan bir yemek.
Turşu Kavurma: Bir Karadeniz klasiği olan turşu kavurma, fasulye turşusundan yapılıyor. Ekşisi, tadı yerinde ama seveni için porsiyonu biraz az gibi.

Pilav: Yine o nefis tereyağının kendini gösterdiği bir başka klasik. Kurufasulye ile de, köfte ile çok güzel gidiyor.
Köfte: Tabaktaki miktarı bence az olsa da, tadı güzel. Ama kurufasulye ve pilavdan sonra çok da farklı veya değişik bir tad değil nihayetinde.
Yaprak Sarma: Ana yemek olarak değil de, bir ön sıcak gibi yenmesini tavsiye edeceğim. Sarmalar etli olduğu için kalın sarılmış ama kesince yumuşak. Gerçi eşim yeterince et tadı alamamaktan şikayet etti (ailesi Karadenizli’dir de). Nefis köy yoğurdu ile birlikte servis ediliyor.

Laz Böreği: Yoğun şerbeti ile yemesi keyif verici bir tatlı.
Sütlaç: Şerbetli tatlı sevmeyenler için ise sütlü tatlı olarak bunu önerebiliriz. Sıradışı bir tatlı olmamakla beraber, üstü güzel yanık bir güveç dolusu sütlaç, yemeğinizi mükellef şekilde tamamlayacaktır.

Anzer Sofrası ara ara gitmeyi ihmal etmediğimiz ve genelde memnuniyetle ayrıldığımız bir mekan. Bazı yemeklerin porsiyonları, fiyatlarına göre ucuz olmamakla beraber, genelde fiyatlar ortalama diyebiliriz. Nihayetinde, ne kadar kurufasulye yemek istediğinize bağlı.

Afiyetle… 🙂

31 Ağustos Salı akşamı iftarda Bab-ı Hayat’tayız.

Rezervasyon ve bilgi için:
http://www.babihayat.com/sub.php?id=58

Geçen Cumartesi akşam iftar yemeği için Fatih’deki, kebapları ile ünlü Sur Ocakbaşı’na gittik. Öncelikle, mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerektiğini belirtmeliyim. Çünkü rezervasyonsuz giderseniz, iftara bir saat kala bile yer bulmanız mümkün değil. Mekanın iki bölümü var, biri cadde üzerindeki açık alan, diğeri ise üst kattaki kapalı ama klimalı bölüm. Ama klimalı bölümde de aşırı kalabalık olduğu için, hafif esen açık alandan pek bir farkı yoktu.

İftarda gittiğimiz için olsa gerek, masamıza gelen her şey biraz fabrikasyon gibiydi. Sıcak kalması için bir torbada pide ve lavaş servis edildi. Sofrada herhangi bir özel iftar tabağı yoktu. Bir kap dolusu ayran geldi, iftar açılmasına yakın ezogelin çorbası da getirdiler. Çiğ köfte de geldi; su ile iftar açıldıktan sonra ana yemek olan karışık kebap geldi. Karışık kebap içinde kuyu kebabı (veya büryan kebabı da denilebilir) göremeyince, ondan da biraz istedik. Bize güzel bir jest yapıp, denememiz için yarım porsiyon da kuyu kebabını ikram olarak eklediler. Yemekten sonra da klasikleri olan Sur Tatlısı istedik. Normalde istemediğimiz (ama yan masada gördüğümüz) sac kavurma ve perde pilavı da güzel gözüküyordu. Belki tekrar gidersek onları deneriz.

İftar saatine kadar acıkıp da sonra önünüze mini bir tepe dolusu yemek gelince, ister istemez her şey size güzel gibi geliyor. Ama biraz yedikten ve nefs kırıldıktan sonra yediklerinizin tadını almaya başlıyorsunuz. Sıradan gidelim:

Ayran: Bardakta değil de, bakır kapta ve mini kepçe ile gelmesi çok hoşuma gitti. Hem geleneksel görünümlü, hem lezzetli. Bol köpüklü ve tuzu yerinde.
Ezogelin Çorbası: Çorba sıradışı değildi ama kötü de değildi. Biraz acı atınca her ezogelin çorbası güzel olur bence.
Çiğ Köfte: Yoğun kıvamlı, koyu ve acısı bence yerindeydi. Baharatı ağır değildi (isot destekli) ama boldu; ama acısı, özellikle acı sevmeyenler için iyi değil.
Karışık Kebap: Bu kocaman tepsinin içinde neler var, önce onu yazayım. Küçük lahmacun, tavuk şiş, adana şiş, çöp şiş, dana şiş, bulgur pilavı, köz domates/biber, soğan, ezme. Kırmızı etler çok güzeldi, bir diyecek yok. Tavuk ise her ne kadar terbiye edilmiş olsa da (özellikle sorduk bunu) bize kuru geldi. Masadakiler olarak genel kanımız, bu karışık kebap tabağında tavuk istenip istenmediğinin, müşteriye önceden sorulması yönünde. Sonradan eklenen büryan kebabı da gayet lezzetli ve yumuşak ama az tuzlayınca tam tadını aldı diye düşünüyoruz. Tabaktaki eklerden ezme pek iyi değildi bence, biraz yavandı ve taze domates tadı almak zordu.
Sur Tatlısı: İlk bakışta oldukça ağır görünen bir tatlı. İrmik tatlısı ve dondurma bileşimi. Aslında sadece sıcak irmik tatlısı olsaymış gerçekten de ağır olabilirmiş. Ama sıcak tatlı ve soğuk dondurmanın dengeli kontrastı bu tatlıyı başarılı kılmış.

Restoranın fiyatları ucuz değil açıkçası ama fiyat/performans olarak bakılırsa yerinde diyebiliriz. Ama bu değerlendirmeye sadece yemekler dahil. Çünkü genel olarak mekanın salaşlığını pek beğenmedim. Her ne kadar ‘bu restoranın tarzı budur’ deyip geçmek mümkünse de, belki sunum, masa düzeni daha çekici olabilirmiş. İlk izlenim, ‘Burada mı yiyeceğiz yani?’ gibi bir gönülsüz söylemle, olumsuz bir hava kazanıyor kendiliğinden. Eğer kebaplarını yemeseydik bu izlenim bizde mekandan ayrılmaya bile sebebiyet verebilirdi.

Kadınlar Pazarı’ndaki ağır kasap/şarküteri/lokanta/sakatat kokusu da bu ilk izlenime ne yazık ki olumlu katkısı olmayan (mekanın kontrolü dışındaki) öğelerden. Masadaki kağıt örtünün basitliğinden, tabakları toplamaya gelen kirli kıyafetli bulaşıkçı amcaya kadar, mekanda geliştirilebilecek çok şey var. Son olarak da, açık mekandaki alçak masa ve taburelerde oturmanın, yemek keyfini azalttığını düşünüyoruz. Neredeyse iki büklüm yemekten mide ağrısı giriyordu. Umarız biraz değişiklik ile mekanın kendisi, yemekleri kadar çekici hale gelir.

Geçtiğimiz cuma öğle yemeği için “değişiklik olsun, şirketten biraz uzaklaşalım” diyerek Kırkpınar Lokantası‘nın Profilo Alışveriş Merkezi’ndeki şubesine gittik. Kırkpınar Lokantası, Kırkpınar Köftecisi de dahil olmak üzere 8 farklı markayı barındıran bir Gruppo işletmesi. Lokanta, barındırdığı Osmanlı mutfağından örnekler ve sulu yemeklerle köfteci versiyonundan ayrılıyor. Lokantada yine köfte ve/veya ciğer tercih edebileceğiniz gibi, İslim Kebabı, Tandır, Kırkpınar Kebabı gibi yemekler de yiyebilirsiniz.

Kırkpınar Kebabı, muhteviyatında dana eti ve iç pilav bulunan lezzetli bir yemek. Pilavı biraz fazla pişmiş, diriliğini kaybetmiş olsa da güzel. Kırkpınar Köftesi az baharatlı, iyi pişmiş. Edirne Tava Ciğeri taze, kokusuz. Mekanın tüm yemeklerinden tatmadığım için şimdilik detaylı bir tadım yazısından ziyade işletmenin olumlu ve olumsuz taraflarından bahsetmem daha doğru olacaktır. Yemek siparişindeki işleyiş bir fast food zincirinin herhangi bir şubesindeki gibi olmasına rağmen mekan bir zincir mağazadan çok müstakil bir lokanta havasında. Bunda ilgili çalışanlarının payının yanında ferah ve temiz iç mekanın katkısı da yüksek. Salata büfesi yeterli çeşidi sunmakla beraber -açık büfe olduğundan olsa gerek- iyi diyebileceğim lezzete ulaşamıyor. Tatlı çeşitliliği konusunda da iyileştirme yapılabilir.

Kırkpınar Lokantası’nın bıraktığı intiba, çok uluslu şirketlerin restoranlarına tercih edilecek bir yer olduğu yönünde. Fazla zamanım olan bir günde bu keyifli lokantaya tekrar gidip daha çok çeşit tatmam ve detaylı bir inceleme yazısı kaleme almam gerek.

Bugün öğle yemeğinde ortak tercihimiz Bafra Pide’ydi. 12 Eylül 2003’te Hürriyet CUMA’da çıkan Türkiye’nin en iyi 10 pidecisi adlı yazıda birinci seçilen (daha doğrusu iki birinciden biri olan) mekanın Esentepe şubesi.

Kıymalı pide, tereyağı ve ayranSeçimim kıymalı pideden yanaydı, Burak kıymalı-kavurmalı tercih etti. Kızlar ise peynirli, patatesli ve kıymalı pidelerden karışık seçimler yaptılar. Diğer şubelerinde durum nedir bilmiyorum ancak burada lezzet hiç de birinciye yakışır durumda değildi. Hamurun dengesiz pişmiş kısımları ve içindeki çok soğanlı kıymanın yetersizliği can sıkıcıydı. Garsondan istediğim tereyağı Doğu Karadeniz yağlarının lezzetinden uzak, içecekler arasında yayık ayranı bulunmaması da bir eksiklik.

Gayrettepe ve çevresinde, özellikle Kasap Sokak’ta çalışanlar için değişik bir öğle yemeği alternatifi olabilir fakat özellikle pide için gidilecek bir yer değil. Anlaşılan Coşkun Usta 2003’ten bu yana fazlasıyla cepten yemiş görünüyor.

http://www.bafrapide.com/


Ek Görüşler – Burak

Bafra Pide’deki görevli arkadaşlar, asıl üç pideyi denememizi söylediler. Bunlar kıymalı, kavurmalı ve peynirli, kapalı olanlar. Murat’ın belirttiği gibi, ben iki farklı çeşit denemek için kıymalı-kavurmalı kombo ısmarladım. Kıymalısı biraz yavan geldi, kavurmalısı ise güzel olmakla beraber biraz kuru buldum. Pidelerin bazı parçalarının sert, bazı parçalarının yumuşak olması ise; hepsinde neden benzer bir ortak kıvam olmadığı konusunda kafamı karıştırdı.

Ayrıca peynirliden de tatma fırsatım oldu. Ben üç çeşit içinde en çok peynirliyi beğendim. Trabzon peynirinden yapılma bir pide ve bence tuzu yerinde. Üzerine kızartmak için hafif yumurta sürülmüş. Ağıza fazla yumurta tadı gelmemesi isabet olmuş. Görevli arkadaşlar malzemelerin merkezden, merkeze ise Bafra’dan geldiğini belirttiler. Eğer böyle ise, peynirin dışında diğer yerel malzemelerden de daha iyi bir performans beklemek hakkımız diye düşünüyorum.

Bafra’nın orijinal kapalı pidelerinde farkettiğim bir olumsuzluk var. Hamur/içerik oranında bir gariplik var. Aslında malzemesi az konulmuş demek değil bu, daha çok içindeki malzemeye göre sanki hamur miktarı fazla gibi geldi bana. Ağzıma kıymadan, kavurmadan çok hamur geldi diyebilirim. Peynirli pide için bu durum sözkonusu değil, peynir tadı gayet baskın alınabiliyor. Daha önce başka yerlerde denediğim, klasik geniş ve kabarık Karadeniz pidelerini tercih ediyorum gibi gözüküyor.

19 Ağustos Perşembe akşamı keyifli mideler ekibi olarak iftarda Zinhan‘dayız.

Rezervasyon ve bilgi için:
http://www.zinhanrestaurant.com/menu-iftar.html

Nisan 2018
P S Ç P C C P
« Eyl    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  
Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: