Murat ile katıldığımız Çiya Sofrası yemek tadım etkinliği çok başarılı geçti diyebiliriz. Benim için özellikle farklı yemek türlerine bakış açısını geliştiren bir deneyim oldu. Başlıkta de belirttiğim gibi, çeşit ve lezzet olarak dolu dolu geçen bu tadım, hem gözlerimize, hem de midemize hitap etti. Ve bence gözümüzün doymadığı bir yeme deneyimi, sadece tıkınmaktan ibarettir. 🙂

Ben Murat yoldaşım gibi uzun uzun bahsetmeyeceğim denediğimiz yemeklerden. Daha kolay hazmedilir (konu yemek olunca kelime oyunlarının ardı arkası gelmez :D) bir formatta anlatacağım. Murat genel havayı yansıtmayı becermiş ne de olsa. Fakat özellikle, bizimle yakından ilgilenen Çiya görevlilerine buradan tekrar teşekkür etmek istiyoruz. Sıradan zengin soframıza buyurun:

MEZELER/SALATALAR
Önce beğendiklerimi sayayım:
Zeytin Salatası: Daha önce biri bana “sadece zeytinden salata yapılır” dese inanmazdım. Fakat çok zengin bir tadı var bu salatanın.
Sarma: İncecik sarılmış birer lezzet bombası. Kuru değil, ağızda çoğalmıyor.
Muhammara: İlk partide gelenler içinde en çok buna hayran kaldım. Sıcacık pide üzerine kayar gibi boğazdan geçiyor. Belki az daha sarmısak isterdim içinde.
Deniz Fasulyesi: Her ne kadar ilk bakışta çekici gelmese bile, sebze çeşitlerini sevenler için güzel bir yiyecek. Ekşisini az bulmakla beraber, elim limona da gitmedi.
Kısır: Evde yapılan, annelerimizin tarfileri gibi değil. Daha baharatlı, daha acı, daha kimyonlu. Taneleri sert değil ama gevşeyip kendilerini bırakmamış, kıvamında.
Buğday Aşı: Her ne kadar ağzı dolduran lezzetli bir yemek olsa da, bence bunu soğuk servis etmek de iyi fikir olabillir. Bu sıcak günlerde daha serinletici yiyecekler istiyor gönül.
Alinazik: Bir patlıcan bu kadar mı karakterli olur. Acılığını hiç hissetmediğiniz ve etsiz/kıymasız da afiyetle yenen bir alinazik tattık.
Humus: Bildiğiniz humus, ama tahmin etmediğiniz kadar lezzetli. Muhammara ile, sıcak pide üzeri yer için kapıştılar.

Şimdi de beğenmediklerim (ama tabii ki bu  yemekler kötü anlamında değil, sadece ağız tadı farklılığı diyelim):
Zahter Salatası: Ana tadının pek yoğun olmadığını düşündüğüm bir salata.
Babagannuş: Bu da yine farklı tadların bir araya gelip de yenişemediği ve karakteri öne çıkmamış bir yemek gibi geldi bana.
Sumak Şerbeti: Murat beğenmiş olsa da, bence fazla mayhoş ve sulu bir tad veriyor.

ANA YEMEKLER
Bunları da ikiye ayırıyorum, önce beğendiklerim:
Patlıcan Dolması: Acısı güzel, malzemesi dolgun. Az kuru gibi ama tadı ile affettiriyor.
İçli Köfte: Dışı çıtır çıtır, ısırınca gevşek değil. Patlıcan dolmasının ve beklentinin aksine içi kuru değil, acısı ise yerinde. Çoğu yerde çok yağ emdiği için yemek istemem ama Çiya’daki nefis olmuş.
Firik Pilavı: Bize servis yapan arkadaş, çoğu yemeğin yanına verdiklerini söyledi. Bol malzemeli içeriği, ağızda zengin his veren dokusu başarılı. Midede doyurucu etkisi var.
Sıkma Köfte: Çok sevdiğim bu güney yerel tadı, az sarmısak eki ile mükemmel olabilirmiş. Ağızda dağılıyor.
Ekşili Köfte: Yoğun sosu ile gönlümü kazandı. Klasik bir ev yemeği hissiyatı ile, restoran işi kebap gösterişi kombinasyonu bir hissiyat.
Diyarbakır Güveci: Her ne kadar patlıcan tadı çok baskın olsa da, yine de evde yenen güzel bir patlıcan yemeği keyfi veriyor.
Has Yoğurtlaması (Marul Aşı diye de geçiyor): “Maruldan ancak salata olur.” diye düşüneceklere nazire gibi lezzetli. Her ne kadar yumuşak ve damakta kalan bir tadı olsa da, içindeki küçük siyah taneli mısır keşkeği bazen dilinize, dişinize takılıyor.
Üçlü Sebzeler: Bu vejeteryan rüyası üçleme küllübaş, sirken ve helis kavurmalarından oluşuyor. Sebzeler dalından yeni koparılmış gibi ferah bir tad verse de, yanında servis ettikleri sarmısaklı yoğurt, bu tada alışık olmayanlar için neredeyse zorunlu oluyor. Yoksa bu üçlünün tadının, tam porsiyon yendiğinde hafiften yavana kaçma ihtimali var bence.
Karadut Şerbeti: Neden yemekle beraber verdiklerini başta anlayamadığım, hatta tek başına çoğu kişiye aşırı tatlı kaçabilecek bir içecek. Ama sonra farkediyorsunuz ki, acı/ekşi/mayhoş yemekleri dengelemek için ideal bir tada sahip.

Ve ana yemeklerden sevmediklerim:
Biber Dolması: Bizi uyarmışlardı “bazı biberler çok acı çıkıyor, aman dikkat” diye. Ama biz yedik. Yedik de, o acı burnumuzdan fışkırdı, bir tad alamadık.
Vişneli Köfte: Her ne kadar geleneksel ve otantik bir tarif olsa da, ne yazık ki füzyon mutfağı ürünleri gibi, bunu da sevemedim. Ama suyunu çorba gibi içtim, yemeğin kendisinden daha güzeldi.
Kilis Köfte: Bunda da baskın bir patlıcan tadı aldım, neyse ki patlıcan çok severim. Lezzetinin zayıflığının sebebi, bence az tuz ve az baharatlı olması.
Falafel: Etsiz olması dert değil ama oldukça kuru ve beklemediğim şekilde biraz tatlı.
Bumbar Dolması: Her ne kadar içindeki malzeme lezzetli olsa da, dışındaki bağırsağın ağzımda bıraktığı gevşek ve yapışkan doku hoşuma gitmedi  nedense.
Piripirim Aşı: Ana malzemesi olan semizotu tadı çok baskın olmuş. Aslında çok dolgun ve çeşitli malzemeli lezzetli bir aş olacakken, semizotuna eşlik eden diğer tüm malzemelerin hiç biri tadını yemeğe verememiş gibi.

TATLILAR
Beğendiklerim:
Domates / Zeytin Tatlısı: Yine varlığına inanamadığım bir yemek daha. Patlıcan reçelinden beri, orijinal malzemesi ile bu kadar zıt düşen bir tatlı konsepti daha görmemiştim. İnanılmaz lezzetli, ama inanmak için denemeniz lazım.
Ceviz Tatlısı: Kabuğu ile hazırlandığı için normalde “bu yenmez” diye düşünüp bir kenara ayırabilirsiniz. Ama büyük hata edersiniz, çünkü kabuk kısmı bile yumuşacak ve ağızda yoğun bir tad bırakıyor.
Kabak Tatlısı: Tatlıların en sürprizlisi buydu işte. Klasik kabak tatlısı zannedip, ağzıma attığım anda ilk lokmamla gözlerimin açılması bir oldu. Dışı çıtır çıtır, içinde ise enfes bir fındık karışımı var. Çok farklı, çok lezzetli.
Zahter Çayı: Nasıl karadut şerbeti acılı/ekşili yemekleri dengeliyor, zahter çayı da servis yapan güleryüzlü arkadaşın deyimi ile “tatlı bölümünün ilacı”. Tadı biraz adaçayını andırıyor, tatlıların yanında şekersiz içiliyor.

Tatlılardan beğenmediklerim:
Turunç Tatlısı: Öyle olmadığını bildiğim halde, nedense ağzımda ‘şekerlenmiş’ gibi bir tad bıraktı. Fazla tatlı olduğundan olabilir.
Kerebiç: Dışına bakınca, içinde ne olduğu anlaşılmayan bir tatlı. Bir kez ikiye kesince, içinin tamamen fıstık rendesi ile dolu olduğunu görüyoruz. Eğer yanında servis edilen ve asıl tadlandırmayı yapan kreması olmazsa çok yavan kaçacakmış.
Patlıcan Tatlısı: Ağzı dolduran ama yutması zor, ağır bir tatlı olmuş.

Bu tadım deneyiminden öğrendiğim önemli iki şey var. 1) Çok çeşitli yörelerin ve bölgelerin yemeklerini denedik ve basit bir patlıcanın bile 4-5 farklı yemekte farklı karakterlere büründüğünü gördük. Mutfağımız çok çeşitli tadları içinde barındıran bir hazine sandığı gibi. 2) Vejetaryenler için Çiya Sofrası’nda sunulan sebze yemekleri tam anlamıyla ideal. Eğer vejetaryen olacaksanız, Türk mutfağı, porsiyonları ve çeşitleri ile sizin için olabilecek en iyi mutfaklardan biri.

Niyetimiz kesinlikle restoranı, yemekleri eleştirmek değil. Not da vermiyoruz, ayrıca birer gurme de değiliz. Sadece güzel yemekler yemekten ve bunları paylaşmaktan hoşlanan insanlarız. Umarız deneyimlerimizi okumaktan, bizim yemeklerden aldığımız kadar keyif almışsınızdır. Herkese afiyetler olsun. 🙂

Reklamlar