Geçen Cumartesi akşam iftar yemeği için Fatih’deki, kebapları ile ünlü Sur Ocakbaşı’na gittik. Öncelikle, mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerektiğini belirtmeliyim. Çünkü rezervasyonsuz giderseniz, iftara bir saat kala bile yer bulmanız mümkün değil. Mekanın iki bölümü var, biri cadde üzerindeki açık alan, diğeri ise üst kattaki kapalı ama klimalı bölüm. Ama klimalı bölümde de aşırı kalabalık olduğu için, hafif esen açık alandan pek bir farkı yoktu.

İftarda gittiğimiz için olsa gerek, masamıza gelen her şey biraz fabrikasyon gibiydi. Sıcak kalması için bir torbada pide ve lavaş servis edildi. Sofrada herhangi bir özel iftar tabağı yoktu. Bir kap dolusu ayran geldi, iftar açılmasına yakın ezogelin çorbası da getirdiler. Çiğ köfte de geldi; su ile iftar açıldıktan sonra ana yemek olan karışık kebap geldi. Karışık kebap içinde kuyu kebabı (veya büryan kebabı da denilebilir) göremeyince, ondan da biraz istedik. Bize güzel bir jest yapıp, denememiz için yarım porsiyon da kuyu kebabını ikram olarak eklediler. Yemekten sonra da klasikleri olan Sur Tatlısı istedik. Normalde istemediğimiz (ama yan masada gördüğümüz) sac kavurma ve perde pilavı da güzel gözüküyordu. Belki tekrar gidersek onları deneriz.

İftar saatine kadar acıkıp da sonra önünüze mini bir tepe dolusu yemek gelince, ister istemez her şey size güzel gibi geliyor. Ama biraz yedikten ve nefs kırıldıktan sonra yediklerinizin tadını almaya başlıyorsunuz. Sıradan gidelim:

Ayran: Bardakta değil de, bakır kapta ve mini kepçe ile gelmesi çok hoşuma gitti. Hem geleneksel görünümlü, hem lezzetli. Bol köpüklü ve tuzu yerinde.
Ezogelin Çorbası: Çorba sıradışı değildi ama kötü de değildi. Biraz acı atınca her ezogelin çorbası güzel olur bence.
Çiğ Köfte: Yoğun kıvamlı, koyu ve acısı bence yerindeydi. Baharatı ağır değildi (isot destekli) ama boldu; ama acısı, özellikle acı sevmeyenler için iyi değil.
Karışık Kebap: Bu kocaman tepsinin içinde neler var, önce onu yazayım. Küçük lahmacun, tavuk şiş, adana şiş, çöp şiş, dana şiş, bulgur pilavı, köz domates/biber, soğan, ezme. Kırmızı etler çok güzeldi, bir diyecek yok. Tavuk ise her ne kadar terbiye edilmiş olsa da (özellikle sorduk bunu) bize kuru geldi. Masadakiler olarak genel kanımız, bu karışık kebap tabağında tavuk istenip istenmediğinin, müşteriye önceden sorulması yönünde. Sonradan eklenen büryan kebabı da gayet lezzetli ve yumuşak ama az tuzlayınca tam tadını aldı diye düşünüyoruz. Tabaktaki eklerden ezme pek iyi değildi bence, biraz yavandı ve taze domates tadı almak zordu.
Sur Tatlısı: İlk bakışta oldukça ağır görünen bir tatlı. İrmik tatlısı ve dondurma bileşimi. Aslında sadece sıcak irmik tatlısı olsaymış gerçekten de ağır olabilirmiş. Ama sıcak tatlı ve soğuk dondurmanın dengeli kontrastı bu tatlıyı başarılı kılmış.

Restoranın fiyatları ucuz değil açıkçası ama fiyat/performans olarak bakılırsa yerinde diyebiliriz. Ama bu değerlendirmeye sadece yemekler dahil. Çünkü genel olarak mekanın salaşlığını pek beğenmedim. Her ne kadar ‘bu restoranın tarzı budur’ deyip geçmek mümkünse de, belki sunum, masa düzeni daha çekici olabilirmiş. İlk izlenim, ‘Burada mı yiyeceğiz yani?’ gibi bir gönülsüz söylemle, olumsuz bir hava kazanıyor kendiliğinden. Eğer kebaplarını yemeseydik bu izlenim bizde mekandan ayrılmaya bile sebebiyet verebilirdi.

Kadınlar Pazarı’ndaki ağır kasap/şarküteri/lokanta/sakatat kokusu da bu ilk izlenime ne yazık ki olumlu katkısı olmayan (mekanın kontrolü dışındaki) öğelerden. Masadaki kağıt örtünün basitliğinden, tabakları toplamaya gelen kirli kıyafetli bulaşıkçı amcaya kadar, mekanda geliştirilebilecek çok şey var. Son olarak da, açık mekandaki alçak masa ve taburelerde oturmanın, yemek keyfini azalttığını düşünüyoruz. Neredeyse iki büklüm yemekten mide ağrısı giriyordu. Umarız biraz değişiklik ile mekanın kendisi, yemekleri kadar çekici hale gelir.

Reklamlar