Anzer Sofrası, Sarıyer’e giderken Hacıosman Yokuşu’nun tam denize indiği noktada sağda yer alıyor. Çok büyük olmamakla beraber, güzel manzaralı terası, samimi ortamı ve ilgili çalışanları ile Karadeniz mutfağının iyi bir temsilcisi. Sıkça gitmekle beraber, ilk kez fikirlerimi kağıda (ekrana mı demek lazım?) döküyorum.

Öncelikle, Anzer Sofrası’na gittiğinizde sizi güleryüzlü ekip karşılayacaktır. Duvarlarda lokanta ile ilgili basında çıkmış yazılar, ziyaret eden çeşitli ünlülerin (başbakanımız dahil) ve grupların fotoğrafları yer alıyor. Koç Üniversitesi’nden gelen grupların fotoğraflarının da yer aldığı özel bir duvar da var. Üst kattaki terasa çıktığınızda ise ferah deniz havası eşliğinde keyifle yemek yiyebilirsiniz.

Anzer Sofrası’nda kullanılan malzemelerin hepsi Karadeniz’in çeşitli yerlerinden geliyor. Ünlü kurufasulyeleri Çayeli’nden, peynir, tereyağ ve balları Doğu Karadeniz yaylalarından, köfteler ise Akçaabat’dan temin ediliyor. Zaten çok geniş bir menüsü olmayan, Karadeniz yemekleri ile özelleşmiş bu mekanda başka bir şey de yemek istemeyeceksiniz. Anzer Sofrası’nda bence denenmesi zorunlu yemekler: Kurufasulye, pilav, mıhlama, laz böreği. Yediklerimizi madde madde aşağıda bulabilirsiniz. Bu sefer bir istisna yapıp, daha önce yemiş olduğum ve beğendiğim yemekleri de listeye ekledim.

Mercimek Çorbası: Anzer Sofrası’nın süzme mercimek çorbası herhangi bir yemeğe başlamak için idealdir. Hem tadı lezzetli, hem de ağız dolduran şekilde yoğundur. Tam sevdiğim gibi koyu kıvamlıdır.
Kara Lahana Çorbası: Bu sefer özellikle değişiklik olsun diye denedim. Çorbadan çok bir yemek kıvamındaydı. Çok fazla lahana vardı, suyu azdı. Ayrıca sanki çok iyi ayıklanmamış gibi, ağzıma çok miktarda sap geldi ve çorba içer gibi olmadı ne yazık ki.
Mıhlama: Her seferinde yediğim bu enfes yemeği bu sefer başka şeyler denemek için yemedim. Ama öncekilerin tadı hala ağzımdadır. Dayımın da favori yemeği olan mıhlama, bol peynirli, bol tereyağlı kıvamı ile; sofraya gelir gelmez soğumaya vakit bile bulamadan biter. Zaten sıcağı makbuldür, mutlaka denenmesi gerekli.
Kuru Fasulye: Bir diğer halk favorisi olan Çayeli fasulyesi, önceden süte yatırılmış büyük büyük taneleri ile, zengin tadlar arayanlar için ideal bir yemek. Bu sefer yediğim porsiyonda fasulyeler, öncekilere göre biraz küçüktü ama tadı nefisti. Ağızda dağılan ve tadı damakta kalan bir yemek.
Turşu Kavurma: Bir Karadeniz klasiği olan turşu kavurma, fasulye turşusundan yapılıyor. Ekşisi, tadı yerinde ama seveni için porsiyonu biraz az gibi.

Pilav: Yine o nefis tereyağının kendini gösterdiği bir başka klasik. Kurufasulye ile de, köfte ile çok güzel gidiyor.
Köfte: Tabaktaki miktarı bence az olsa da, tadı güzel. Ama kurufasulye ve pilavdan sonra çok da farklı veya değişik bir tad değil nihayetinde.
Yaprak Sarma: Ana yemek olarak değil de, bir ön sıcak gibi yenmesini tavsiye edeceğim. Sarmalar etli olduğu için kalın sarılmış ama kesince yumuşak. Gerçi eşim yeterince et tadı alamamaktan şikayet etti (ailesi Karadenizli’dir de). Nefis köy yoğurdu ile birlikte servis ediliyor.

Laz Böreği: Yoğun şerbeti ile yemesi keyif verici bir tatlı.
Sütlaç: Şerbetli tatlı sevmeyenler için ise sütlü tatlı olarak bunu önerebiliriz. Sıradışı bir tatlı olmamakla beraber, üstü güzel yanık bir güveç dolusu sütlaç, yemeğinizi mükellef şekilde tamamlayacaktır.

Anzer Sofrası ara ara gitmeyi ihmal etmediğimiz ve genelde memnuniyetle ayrıldığımız bir mekan. Bazı yemeklerin porsiyonları, fiyatlarına göre ucuz olmamakla beraber, genelde fiyatlar ortalama diyebiliriz. Nihayetinde, ne kadar kurufasulye yemek istediğinize bağlı.

Afiyetle… 🙂

Reklamlar